Formula 1'de sizce tarihin en iyisi kimdir? Bu sorunun elbette net bir cevabı yoktur. İnsanların aklına ilk önce Hamilton, Schumacher, Vettel, Alonso gibi isimler gelir. Daha eskiler zor hatırlansa da Niki Lauda, Juan Manuel Fangio ve Ayrton Senna gibi pilotlar da efsane olarak anılırlar. Peki en iyilerden bahsederken neden insanların aklına en son Alain Prost geliyor? Bu soruya cevap ararken en iyilerden biri olan Ayrton Senna'dan bahsederek başlamalıyız.
Son yıllarda Ayrton Senna'nın anılması, özellikle ölüm yıl dönümü ve ölümünün gerçekleştiği pistte yapılan yarışlar sırasında oldukça yoğun hale geldi. Netflix’in de Senna için bir dizi çıkarmasıyla birlikte, gündem tamamen ona kaymış durumda. Genel olarak Senna hikâyenin baş kahramanı olarak anlatılıyor ve Prost ise kötü adam rolüne itiliyor. Sporcuların hayran kitleleri, en iyilik iddiasını desteklemek için rekabet içindeki rakiplerini küçümseyen ifadeler kullanabiliyor. Senna’nın başarıları genellikle Prost’u yenmesi üzerinden anlatılıyor. Ancak bu bakış açısı, Prost’un Formula 1 tarihindeki gerçek yerini ve büyüklüğünü gölgede bırakıyor.
Alain Prost, oldukça uzun ve başarılı bir kariyere sahip olan bir Formula 1 efsanesidir. Fakat özellikle o dönemde uygulanan 11/16 puan sistemi nedeniyle hak ettiği şampiyonlukları kazanamamış olabilir. Bu sistem, sezon boyunca yapılan yarışların tamamını değil, pilotların en iyi 11 sonucunu puan tablosuna yansıtıyordu. Yani sezondaki 16 yarıştan alınan en iyi 11 sonuç hesaba katılıyor, geri kalan yarışlardan alınan puanlar sıralamaya dahil edilmiyordu. Bu sistem, daha riskli sürüşler yapan, yani yarış dışı kalmayı göze alarak yüksek risk alabilen sürücüler için avantajlıydı. Senna gibi agresif pilotlar bazen yarış dışı kalsa bile kazandıkları yarışlarla yüksek puan alabiliyordu. Oysa Prost, daha istikrarlı bir sürücüydü. Her yarışta iyi puanlar toplayarak şampiyonluğu garantileme stratejisi izliyordu. Ancak sistem, onun toplamda daha fazla puan toplamasına rağmen bazı şampiyonlukları kaçırmasına sebep oldu. Eğer bu sistem uygulanmamış olsaydı, Prost Formula 1'in ilk 7 kez dünya şampiyonu olan ismi olabilirdi.
Prost’un kariyeri boyunca mücadele ettiği büyük isimlerden biri Niki Lauda'ydı. Genç bir pilotken, kariyerinin sonuna yaklaşan Lauda’ya karşı mücadele etti ve 1984 sezonunda yalnızca yarım puan farkla şampiyonluğu kaybetti. Ancak ertesi yıl, bu kez güçlü bir şekilde geri dönerek şampiyon oldu. Prost’un kariyerinde dikkat çeken bir diğer önemli nokta, genç ve yetenekli Ayrton Senna ile büyük bir rekabete girişmiş olmasıydı. Aralarındaki mücadele başa baş geçti ve Prost, Senna’ya karşı şampiyonluk kazanan tek isimlerden biri oldu. Ancak puan sistemi nedeniyle Prost’un şampiyon olduğu yıllarda bile Senna'nın daha ön planda tutulduğu görülüyor. Oysa olaylara daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu rekabetin tek taraflı olmadığı, Senna’nın bazı yıllarda kazandığı gibi Prost’un da bazı yıllarda ona karşı galip geldiği net bir şekilde anlaşılır.
Ayrıca Prost’un underrated görülmesinin bir diğer sebebi de sürüş tarzıdır. Senna, saf hız ve yeteneğiyle ön plana çıkan bir pilottu. Özellikle sıralama turlarında muhteşem bir tek tur temposu vardı. Aynı zamanda agresif ve risk alan bir yarış tarzına sahipti. Prost ise tamamen farklı bir sürüş anlayışıyla pistteydi. Ona "Profesör" lakabı verilmişti çünkü yarışları stratejik zekâsı ve uzun vadeli planlarıyla kazanan bir pilottu. Aracını adeta bir tren rayda gider gibi kullanır, yarış temposunu mükemmel şekilde kontrol ederdi. Formula 1 dünyasında tutku ve hırs, çoğu zaman akıl ve stratejiden daha fazla ilgi görüyor. Bu nedenle Prost, hak ettiği ilgiyi görmeyen isimlerden biri oldu.
1990 sezonuna geldiğimizde ise ikili arasındaki rekabet oldukça alevlenmişti. Japonya'da yaşanan çarpışma, sezonun kaderini belirleyen en büyük olaylardan biri oldu. Eğer kaza yaşanmasaydı Prost şampiyon olacaktı, ancak Senna bu olayın ardından mutlu sona ulaşan taraf oldu. Prost, Senna’yı bilerek çarpmakla suçlarken, bu suçlama zaman içinde onun imajını da zedeledi. Ancak yıllar sonra Senna, bu kazanın bir intikam hamlesi olduğunu itiraf etti. Böylesine tutkulu bir sporda büyük rekabetler doğaldır ve zaman zaman sertleşebilir. Fakat bu olaylar ışığında bir kötü adam seçilecekse, bunun kesinlikle Alain Prost olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Ne yazık ki Senna’nın 1994’te trajik bir şekilde hayatını kaybetmesi, onun Formula 1 tarihindeki yerini efsaneleştirdi. Senna’nın ölümünden sonra Prost da büyük bir üzüntü duyduğunu birçok kez dile getirdi. Hatta 1994 San Marino Grand Prix'sinden önce Senna'nın, Prost'a "Keşke hâlâ yarışıyor olsaydın, seni özlüyorum." dediği biliniyor. Aralarındaki rekabet büyük olsa da birbirlerine duydukları saygı tartışılmazdı. Senna'nın hayatını kaybetmesi, Prost'un rakibiyle olan mücadelesinin ne kadar değerli olduğunu da ortaya koydu. Ancak bu trajedi, Prost’un kariyerine yönelik bakış açısını daha da gölgede bıraktı.
Formula 1 tarihinde birine "Tarihin en iyisi" unvanını vermek zor olsa da Alain Prost, kuşkusuz tarihin en büyük pilotlarından biri olarak anılmayı hak ediyor. O Fransa'nın efsanesi, Formula 1'in profesörü ve kendi döneminin kuşkusuz bir numarasıdır. O hak ettiği değeri görmese de kömür değil, elmastır.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder