Bu Blogda Ara

Ferrari | Bölüm 1 | Tarih tekerrürden ibarettir

    Açıkçası Ferrari hakkında bir çok yazı kaleme almak istiyorum. Ferrari’nin köklü tarihi, üzerine yazılabilecek sayısız konu barındırıyor. Örneğin, Ferrari’nin ikonu Schumacher hakkında yazı yazmak kaçınılmazdır. Hayranı olduğum Niki Lauda hakkında da yazmayı çok istiyorum. Ben de bu yazı dizisini bölümlere ayırarak aktarmaya karar verdim. İlk bölümde Tifosi’nin uzun süredir devam eden şampiyonluk hasretini ele alacağım. 2008’den bu yana şampiyon olamayan Ferrari, tarihte benzer hasretler yaşamıştı. Niki Lauda ve Michael Schumacher de uzun süren şampiyonluk hasretinden sonra gelerek bu hasrete son vermişlerdi. Ferrari’nin tarihi sürekli tekerrür halindeydi ve bu da bana şampiyonluk hasreti ile ilgili karşılaştırmalı bir yazı yazma fikri verdi. Dolayısıyla birinci bölümde şampiyonluk hasretinden bahsedip diğer bölümlerde ise şampiyonluk hasretini dindiren isimler Niki Lauda ve Michael Schumacher hakkında bu bölümü tamamlayan birer yazı yazacağım. Bu bölümde ise beraber uzun soluklu yolculuğumuzda ilk adımı atarak Ferrari’nin şampiyonluk hasreti çektiği dönemleri karşılaştırdığımız bir zaman yolculuğuna çıkacağız.

Fotoğraf : Ferrari, 312T2, Niki Lauda, 1976, Nurburgring

    Ferrari tarihinde parlak olarak değerlendirebileceğimiz ilk döneme, 1970’lere ışınlanıyoruz. 1970’lerin ortalarına doğru Jackie Stewart ve Denny Hulme gibi yıldız pilotların emekliye ayrılması, genç ve yetenekli sürücüler için büyük takımlarda yeni fırsatlar yarattı. Bu değişimle birlikte, 1970’lerin yeni genç yıldızları Formula 1’in zirvesine tırmanmaya başladı ve bunların başında Niki Lauda geliyordu. Lauda, sahip olduğu teknik bilgi ve araç ayarlama konusundaki üstün yetenekleri sayesinde Ferrari’ye katıldığında hızla takımın lider figürü haline geldi. Mühendislik bilgisiyle ekibe yön verdi ve Ferrari'nin o dönemki aracı 312T'nin geliştirilme sürecinde kilit bir rol oynadı. Lauda’nın katkılarıyla Ferrari, 1975-1979 yılları arasında başarılı bir dönem geçirdi. 312T’nin farklı varyasyonlarıyla takım, 1975, 1976, 1977 ve 1979 yıllarında 4 kez markalar şampiyonluğunu kazandı. Sürücüler klasmanında ise 1975 ve 1977’de Lauda, 1979’da ise Jody Scheckter olmak üzere 3 kere şampiyon oldu. Ancak Ferrari yönetimi Lauda ile aralarındaki ilişkiyi iyi yönetemedi ve büyük bir hata yaptı. Enzo Ferrari ile Lauda arasındaki gerginlik giderek arttı ve yönetimin yaklaşımı, Lauda’nın huzursuzluk duymasına sebep oldu. 1977 sezonunun sonunda Lauda, Ferrari yönetiminin yaklaşımından duyduğu rahatsızlık nedeniyle takımdan ayrıldı. Bu ayrılık, Ferrari’nin şampiyonluk yolundaki istikrarını kaybetmesine neden olacak süreci başlatmıştı.

    312T’nin 1979’daki varyasyonu 312T4, Ferrari’nin son büyük zaferini getirmişti. Markalarda açık ara şampiyon olan Ferrari, sürücülerde ise Jody Scheckter ve Gilles Villeneuve ile ilk iki sırayı kapatarak adeta kendisiyle yarışmış ve başka rakip tanımamıştı. Ancak Ferrari, Lauda’nın ayrılığına sebep olan ilk hatanın üstüne 1980’de yenilerini ekledi. Bütün takımlar turbo motor çağına hızla adapte olurken, Ferrari rakiplerine ayak uyduramayarak geride kaldı. Özellikle aerodinamik anlamda gelişen rakipleri, Ferrari ile arayı çok fazla açmıştı. Dolayısıyla 1979’daki tarihe geçen baskın şampiyonluğun ardından 312T5 isimli yeni aracıyla 1980 sezonuna başlayan Ferrari, sezon sonunda dibe çakılarak markalar şampiyonluğunu iki yetenekli pilotuna rağmen 11 takım arasında 10. sırada tamamladı. Bir önceki sezon baskın bir şampiyonluk elde etmişken, 1980’de aracı güncelleyip 10. olmaları Ferrari’nin Formula 1 tarihindeki en büyük başarısızlıklarından biri olarak kabul edilir.

Fotoğraf : Topgear, Gilles Villeneuve

    1980’deki hayal kırıklığı yaratan büyük çöküşün ardından Ferrari geride kalırken, o dönem parlayan İngiliz takımları kontrolü ele geçirdi. Brabham takımı 1981 ve 1983 yıllarında sürücülerde şampiyon olurken diğer bir İngiliz takım Williams ise 1980 ve 1982 yıllarında zafere ulaştı. Williams adına sırasıyla Alan Jonson ve Keke Rosberg, Brabham adına ise iki kez Nelson Piquet şampiyon oldu. Ferrari ise markalarda 1982 ve 1983 sezonlarında şampiyon olarak 1999'a kadarki son markalar şampiyonluğunu elde etti. Sürücülerde ise hala 1979'dan beri şampiyon olamıyordu. Tifosi rakip sürücülerin şampiyonluklarını izlerken Ferrari'de ise krizlerin ardı arkası kesilmiyordu. Teknik kadro ve takım yönetiminin sürekli değişmesi sebebiyle bir istikrar sağlanamamıştı. 1982’de Didier Peroni’nin ağır sakatlığı ve Gilles Villeneuve’ün trajik ölümü Ferrari’yi yeni bir krize itti. Tifosi ise belki de tarihin en büyük pilotlarından birisi olacak Gilles'in yasını tutuyordu. 1983 yılında da tekrar rekabetçi olmaya başlasalar da başarıda istikrarı bir türlü yakalayamadılar.

Fotoğraf : Niki Lauda, Alain Prost, Portugal GP

    1984 yılından itibaren bir diğer ingiliz takım McLaren büyük bir çıkış yakaladı. İngiliz ekip 1984 yılında emeklilikten geri dönen Niki Lauda’nın o sezon şampiyon olması ile zirveye tırmandı. Lauda o dönemde tecrübeleri ve teknik bilgisiyle takıma liderlik etmekle kalmamış, yeteneğinin de henüz yaşlanmadığını bu şampiyonlukla ispatlamıştı. Ayrıca Lauda’nın yanında Alain Prost gibi genç ve yetenekli bir takım arkadaşı vardı. Dolayısıyla Lauda’nın ardından bayrağı devralan Prost, McLaren’i zirvede tutmayı başardı. Prost 1985 ve 1986 yıllarında iki kez üst üste şampiyonluğa ulaştı. 1987 yılında Nelson Piquet Williams takımıyla 3. şampiyonluğunu alırken, sonrasında dört yıl üst üste şampiyon olan McLaren başarısındaki istikrarı sürdürmüş oldu. Bu süreçte 1989’da Alain Prost McLaren ile üçüncü şampiyonluğunu kazanırken 1988, 1990 ve 1991 yıllarında ise takım arkadaşı Ayrton Senna toplamda üç kez şampiyon oldu. 1984 ve 1991 yılları arasında sadece 1987 şampiyonluğunu kaptıran McLaren’ın bu baskın ve istikrarlı başarısı, Ferrari’nin önündeki en büyük engellerden birisiydi. Bu süreçte kaotik bir dönem geçiren Ferrari, 1987’de John Barnard’ı takıma kazandırdı. Bu akıllıca bir hamleydi çünkü Barnard, McLaren ekibinin önemli bir parçasıydı. Ayrıca McLaren'ın başarısında büyük pay sahibiydi. Ancak Barnard’ın getirdiği karbonfiber şasi gibi yenilikler Ferrari’nin geleneksel mühendislik anlayışıyla uyuşmadı ve Ferrari’ye birçok teknik yenilik getirmesine rağmen yine de tam anlamıyla başarı gelmedi.

Fotoğraf : Alain Prost ve Nigel Mansell

    Şampiyonluk hasretine son vermek için bir çıkış yolu arayan Ferrari, 1990'da Alain Prost'u kadrosuna katarak yeni bir akıllı hamle denemiş oldu. McLaren'de 3 kez şampiyon olmuş tecrübeli pilot, Ferrari'yi yeniden zirveye taşıyacak potansiyele sahipti. Bu kez yaptıkları doğru hamle meyve vermeye de başlamıştı. 1990 yılında yıllar sonra ilk kez Ferrari zirveye bu kadar yaklaşmıştı. Alain Prost, eski takım arkadaşı Ayrton Senna'ya ve eski takımı McLaren'e karşı muhteşem bir mücadele veriyordu. Ancak yine de Prost'un mücadelesi Ferrari'yi zirveye taşımaya yetmedi. Japonya'daki yarışta Senna, Prost'a çarptı ve ikisi de kazanın ardından yarış dışı kaldılar. Bu kazanın ardından matematiksel olarak Prost'un şampiyonluk şansı kalmadı ve Senna sezonun bitimine 1 yarış kala şampiyonluğunu ilan etti. Prost'un Senna'yı bilerek çarpmakla suçladığı bu yarış tarihe en olaylı Formula 1 yarışlarından biri olarak geçti. Sinirlenen Prost, Senna'yı kasten çarpmakla suçlarken iki eski takım arkadaşı arasında gerilim yükseldi. Senna kendisini FIA'nın pole pozisyonunu pistin kirli tarafına taşıdığını belirterek savundu ve kazanın kaçınılmaz olduğunu söyleyerek kasti bir durumun olmadığını dile getirdi. Prost ise Senna'nın yaptığının iğrenç olduğunu söyleyerek sert bir tepki verdi. FIA'yı da bu skandala göz yummakla suçladı. Senna, 1991’te yaptığı bir açıklamada Prost’a kasten çarptığını itiraf edecekti. Daha sonraları ikili arasındaki buzlar eriyecekti ancak bu sezon iki ezeli rakip arasındaki rekabet en alevli dönemine girmişti. Diğer yanda ise Ferrari takımı ve Tifosi, yıllar sonra yaklaştıkları şampiyonluğu kaybederek hayal kırıklığına uğramıştı. 1991 yılındaysa işler tekrar kötüye gitti. Sezon başında rekabetçi olacağı tahmin edilen araç, beklenen performansı veremedi. Barnard sonrası yönetimdeki istikrarsızlık ve krizler net bir şekilde piste yansıyordu. Araç motor ve aerodinami problemleri yaşıyordu. Alain Prost ise halka açık şekilde aracın kamyon gibi sürüldüğünü söyleyerek iğneleyici bir üslupla eleştirdi. Bu sözler Maranello'da infial yarattı. Ferrari tarihinde ilk kez bir pilot takımın aracını halka açık şekilde bu kadar sert eleştiriyordu. Takım yönetimi Prost'u takım imajını zedelediği gerekçesiyle Japonya GP'sinden sonra kovarak bu duruma verilebilecek en sert tepkiyi verdi ve Prost sezonun son yarışında Ferrari kokpitine oturamadı. Bu kriz Ferrari'yi bir kez daha zirveden uzaklaştırdı.

Fotoğraf : Alain Prost ve Adrian Newey

    1992 yılından itibaren Formula 1’de dengeler değişmeye başladı. Williams, aerodinamik dehası Adrian Newey ve güçlü Renault motoruyla sporda yeni bir çağ açtı. Çoğumuzun yakından tanıdığı Adrian Newey, işte tam da bu yıllarda sahneye çıkıyordu. 1992’de Nigel Mansell, sezonun başından itibaren ezici bir üstünlük kurarak şampiyon oldu. 1993’te ise Alain Prost, Williams’a katılarak kariyerinin dördüncü ve son şampiyonluğunu kazandı. McLaren, Honda motorlarının desteğini kaybettikten sonra gerilemeye başlamıştı. Öte yandan Ferrari, 1980’lerin sonundan beri süregelen yönetim krizinden çıkış yolu arıyordu. Bu kriz sürecine son vermek için 1994 yılında takımın başına Jean Todt getirildi. Peugeot ile Dünya Ralli Şampiyonası’nda büyük başarılar kazanan Fransız yönetici, Ferrari’yi uzun vadeli bir projeyle yeniden inşa etmeye başladı. Ancak Ferrari'nin rekabetçi hale gelmesi için yalnızca güçlü bir yönetici değil, gridin en iyi pilotlarından birine de ihtiyacı vardı. Eksik parça ise 1996 yılında bulundu. 1994 ve 1995’te Benetton ile üst üste iki kez şampiyon olan genç Alman pilot Michael Schumacher, Ferrari’nin yeniden doğuşunun anahtarı olarak görülüyordu. Ancak Schumacher'in gelişi tek başına yeterli değildi. Ferrari, mühendislik ekibini de güçlendirmek için Benetton’dan Ross Brawn ve Rory Byrne gibi isimleri transfer etti. Takım artık sadece güçlü bir pilot değil, teknik anlamda da geleceğe yönelik doğru hamleleri yapıyordu. Ferrari, Schumacher ve Jean Todt önderliğinde uzun vadeli bir yapılanmaya gitti. 1996’da Schumacher, rekabetçi olmayan bir araçla bile iki yarış kazandı ve takımın potansiyelini ortaya koydu. 1997 ve 1998 yıllarında Ferrari, şampiyonluk için mücadele etti ancak önce Jacques Villeneuve’e, sonra Mika Häkkinen’e geçildi. 1999’da Ferrari, Mark Webber’in Silverstone’daki kazasında bacağı kırılan Eddie Irvine ile şampiyonluk için savaşsa da, son yarışta Williams’a geçen McLaren pilotu Häkkinen bir kez daha zirveye ulaştı. Ancak bu yenilgiler Ferrari için bir başarısızlık değil, 2000’de başlayacak zafer serisinin habercisiydi. Ferrari, yıllar süren sabır ve istikrarlı gelişimin ardından 2000 yılında Michael Schumacher ile 21 yıllık şampiyonluk hasretine son verdi. Bu yalnızca bir şampiyonluk değil, 2004’e kadar sürecek ve Ferrari’yi tarihin en dominant takımı yapacak bir dönemin başlangıcıydı.

    1979-2000 yılları arasındaki bu uzun şampiyonluk hasreti 2008'de başlayan ve günümüzde hala devam eden şampiyonluk hasretine aslında o kadar benziyor ki hayret edeceksiniz. Arada ufak farkların olduğu bu iki sürecin aslında sırasını bile şaşırmadan aynı olay örgüsünü izlediğini düşünüyorum. Dolayısıyla yazımın başlığı olan "Tarih tekerrürden ibarettir." sözünü ispatlayacağımız bölüme geçiyor, ve 2000'lere ışınlanıyoruz.

Fotoğraf : Michael Schumacher 7. kez Dünya şampiyonu, 2004

    2000 yılında başlayan ve 2004 yılına kadar süren 5 yıllık dominasyonun, yazımın başında bahsettiğim 1975 ile başlayan Ferrari'nin parlak dönemine benzediğini söylemeliyim. İki dönemde de Ferrari iyi bir teknik kadroya, başarılı ve istikrarlı bir yönetime, güçlü araçlara ve lider bir pilotlara sahipti. Michael Schumacher de tıpkı Niki Lauda gibi lider bir figür haline gelerek takımı zirveye taşıdı ve uzun süre zirvede tuttu. Hatta bu dönemde Ferrari, Formula 1 tarihinin o güne kadarki en istikrarlı başarısını gerçekleştirmiş ve 5 yıl boyunca zirveden inmemişti. Schumacher Ferrari'de tarihe geçerek uzun soluklu bir dominasyon kurdu ve kırılmadık rekor bırakmadı. Ayrıca Schumacher bu dönemde Formula 1'in popülaritesini de artırarak hem Ferrari'nin hem Formula 1'in en ikonik figürü haline geldi. Sonrasında da Michael Schumacher emekli olduktan sonra da Ferrari zirveye yakın olmaya devam etti ve zaman zaman zirveye çıktı. tıpkı 1977'de Lauda'nın ayrılığından sonra Ferrari'nin başarısının bir süre devam etmesi gibi Ferrari zirvede kalmaya devam etti ancak tarih tekerrür etmeye devam edecekti.

Fotoğraf : Fernando Alonso, 2014

    Pilotlarda 2007'de, markalarda ise 2008'de son kez şampiyon olan Ferrari 1980 yılındaki gibi kısa sürede sert bir düşüş yaşamasa da zirveden yavaş yavaş uzaklaşacağı bir döneme girmişti. 2010 yılında Fernando Alonso'yu takıma getirmiş olsalar da zirveye çıkacak düzeyde bir araç üretmeyi başaramadılar. Fernando Alonso dönemindeki Ferrari araçları genel olarak dayanıklıydı ancak yeterince dengeli ve hızlı bir araç değildi. Karşılarında ise o dönemi domine eden Red Bull takımı vardı. İsmini ilk kez 1990'larda duyduğumuz Adrian Newey bu kez Red Bull kadrosundaydı ve aerodinamik anlamda yine harikalar yaratıyordu. Güçlü rakiplerinden hız olarak geride kalan Ferrari, aracı olması gereken yerden daha ilerilere taşıyan Alonso'nun üstün performanslarına rağmen sadece iki kez zirveye yaklaşabildi ancak asla çıkamadı. O dönemde de Ferrari yönetiminde krizler ve sürekli değişimler oluyordu. Yönetimde istikrarı sağlayamayan Ferrari yönetimi iyi bir araç üretemediği gibi stratejide de hatalar yapıyor ve Alonso'nun işini zorlaştırıyordu. Dolayısıyla 1980'lerde olduğu gibi zirveden indiler. Zaman zaman rekabetçi olsalar da asla istikrarı yakalayamadılar ve zirveye dönemediler.

Fotoğraf : Sebastian Vettel, 2020

    Fernando Alonso'nun takımdan ayrılışının ardından Ferrari yönetimi, 1990 sezonuna benzer bir adım attı ve 2014'te Sebastian Vettel'i kadrosuna kattı. 4 kez şampiyon olduktan sonra Michael Schumacher'in veliahtı olarak Ferrari'ye katılan ve takımı tekrar şahlandırması gereken Alman pilot, ne yazık ki 3 kez şampiyon olduktan sonra Ferrari'ye katılan Alain Prost gibi başarısız olacaktı ve tarih tekerrür edecekti. Vettel bu dönemde Ferrari ile yıllar içerisinde kayda değer gelişim gösterse de bu zirveye çıkmak için asla yeterli olmadı. Hibrit çağla başlayan Mercedes dominasyonu ve stratejik hatalar sebebiyle Ferrari zirveye asla çıkamadı. Bu dönemde çoğu zaman Vettel sadece rakipleriyle değil takım içindeki krizlerle de mücadele ediyordu. Vettel sorunlara çözüm ararken ekibe örnekler vererek Red Bull'da benzer sorunları nasıl çözdüklerini anlattığı zamanlarda "Burası Red Bull değil!" gibi sert tepkilerle karşılaşmıştı. Hem pist üstündeki başarısızlıklar hem takım içindeki krizler Vettel'i oldukça yoruyordu. 2017 ve 2018 yıllarında zirveye yaklaşan Vettel, bu kez de baskı altında pilotaj hataları yaparak şampiyonluğu kaybetti ve zamanla tekrar zirveden uzaklaştı. Prost da Vettel de dönemlerinin yıldızıydılar ve kendilerinden önceki dominasyon kuran pilotların veliahtı olarak büyük umutlarla geldiler. Ancak ikisi de sadece pistte değil, takım içindeki krizlerle de boğuşurken yenilgiye uğradılar.

    Dolayısıyla bütün bu dönemleri karşılaştırdığımızda Ferrari'nin iki şampiyonluk hasretinin birbirine çok benzediğini, Ferrari'nin benzer hatalar yaptığını ve dolayısıyla tarihin tekerrür ettiğini düşünüyorum. 1980'lerde turbo çağında geride kalırken aynı şekilde 2014 yılından itibaren de turbo hibrit çağında Mercedes'in gerisinde kaldı. 2010'larda Red Bull ve Mercedes takımlarının dominasyonuna karşı savaşırken aynı şekilde geçmişte de Williams ve McLaren takımlarının dominasyonlarına karşı savaş vermişti. Ayrıca tıpkı 1980'lerdeki gibi 2010'larda da sürekli takım patronları değişti ve Jean Todt'tan sonra Domenicali, Mattiacci, Arrivabene, Binotto ve Vasseur takımın başına geçtiler. Dolayısıyla takım yönetimlerinin istikrarsız oluşu, rakiplerin dominasyonu, teknolojide geri kalınması ve iyi pilotların sabırla dinlenmemesi açısından iki dönem de birbirine çok benzemektedir.

Fotoğraf : Monza GP, 2019

    Şampiyonluk hasretleri ise her zaman takım yönetiminde istikrarla ve iyi bir ekiple sonlanmıştır. 1970'lerde gelen dominasyondan önce de şampiyonluk hasreti çeken Ferrari, Lauda döneminde istikrarı yakalamış ve 1975-1979 yılları arasını domine etmiştir. Aynı şekilde 1996'da bu kez Schumacher ile yeniden yapılanmaya giden Ferrari, 4 yıllık istikrarlı gelişim ve sabrın ardından yine zirveye çıkmış ve 5 yıl orada kalmayı başarmıştır. Günümüzde de Ferrari 2019 yılından beri gelişim göstermekte ve Charles Leclerc'e sabır göstermektedir. Bu sebepten ötürü tarihin tekerrür edeceğini ve Ferrari'nin şampiyonluk hasretine son vereceğini düşünüyorum. Fred Vasseur yönetiminde iyi bir ekip kuruluyor ve başta Lewis Hamilton'ın kadroya katılması olmak üzere doğru adımlar atılıyor. İstikrarlı yönetim oldukça araç sürekli gelişiyor ve hızlanıyor. Ayrıca Leclerc'i de proje olarak Schumacher'e benzetiyorum. Schumacher kendi liderliği ile gelmiş ve 4 yıllık bekleyişin ardından Ferrari takımını ileri taşımıştı. Leclerc farklı olarak kendi projesiyle gelmedi, kendisi bizzat Ferrari'nin projesi olarak kokpite oturtuldu ancak takımın Leclerc'te ısrar etmesi ve Leclerc'in bu süreçteki gelişimi Tifosilere umut vermeli diye düşünüyorum. Eğer Leclerc lider bir figür olmayı da başarırsa Ferrari'yi zirveye taşıyacak yeteneğe sahiptir. Zira 1996'da rekabetçi bile olmayan bir araçla 2 yarış kazanan Schumacher ile rekabetçi bir araca sahip olmadan 2019'da Monza ve Spa olmak üzere 2 yarış kazanan Leclerc'i birbirlerine çok benzetiyorum. Sonrasında da rekabetçi araca sahip olduğunda Leclerc, 2022 yılında kayda değer bir şampiyonluk savaşı vererek pilotlarda ikinci olmuş, markalarda ise 2024 yılında takımını ikinci sıraya taşımıştır. Tıpkı 1998 ve 1999 yıllarındaki Schumacher gibi şampiyonluğa yavaş yavaş yaklaşmaktadır.

Fotoğraf : Monaco GP, 2024

    Sonuç olarak Ferrari tıpkı Lauda ve Schumacher dönemindeki gibi döngüyü kırdığı bir yükseliş dönemine giriyor gibi gözüküyor. Leclerc bu döngüyü kıracak potansiyele sahip ancak kendisini takıma liderlik edebilme konusunda geliştirmesi gerekiyor. Takıma liderlik edememesi durumunda bu görevi Hamilton'ın üstlenebileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bana göre tarih tekerrür edecek ve Ferrari uzun sürecek olan başarılı bir döneme girecektir. Bunun için ne kadar zaman beklememiz gerektiğini ise tahmin etmek zor. Ancak ben çok yakında Tifosi'nin yüzünün güleceğini düşünüyorum. An itibariyle gridin en iyi pilot ikilisine sahip olan Ferrari, genel olarak Schumacher ve Lauda dönemlerindeki gibi doğru adımları atmakta ve zirveye acele etmeden sabırla tırmanmaktadır. Tifosi de geçmişte olduğu gibi sabırla zafer anını beeklemektedir. Kırılma anını her sene "O sene bu sene!" diye bekleyen heyecanlı taraftar, bu yıl daha da ümitli gözüküyor. Peki sizce tarih bir kez daha tekerrür edip Tifosi'nin yüzünü güldürecek mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder