Niki Lauda denilince akla her zaman yaptığı büyük kaza gelir, ancak bu onun verdiği tek mücadele değildi. O hayatı boyunca mücadele etmiş bir savaşçıydı. Dolayısıyla hikayesi ailesine karşı verdiği mücadele ile başlıyordu.
Niki Lauda her ne kadar yarış tutkunu bir genç olsa da ailesi bu duruma şiddetle karşı çıkıyordu. Niki Lauda'nın soyadına yakışır bir biçimde takım elbise giyip elit kesimden soylu bir iş adamı imajıyla aile mesleğine devam etmesi gerekiyordu. O ise ailesinin gözünde yarışlarla kafayı bozmuş bir hayalperestti. Gidip yarışlara katılacak ve kaybederek aile adını lekeleyecekti. Ailesi onun başarılı ve saygın bir yarışçı olacağına pek inanmıyordu. Niki Lauda yarış kariyerinin başlangıcında yalnız kalmış, sadece kendi inancıyla devam ediyordu. Formula 2'de kendini göstermeye çalışıyor, bir yandan yarışırken diğer yandan da ailesine karşı mücadele veriyordu.
En son babası ile yaptığı tartışma ile tamamen yalnız kaldı. Kendisine inanan ve destekleyen bir ailesi zaten yoktu yani manevi anlamda zaten yalnızdı. Ancak babası maddi desteğini çekince tamamen yalnız kaldı. Artık beş parasızdı ve sadece kendi inancı vardı. İnancının dayanabileceği tek şey ise kendisine olan güveniydi. Bu güvenle gidip risk aldı. Belki beş parasızdı, ancak soyadı hâlâ Lauda'ydı. Bu soyadı kullanarak bankadan kredi çekti ve BRM takımının kapısını çaldı. Elindeki parayla onlara sponsorluk teklifi yaptı. Bu teklife ise kendisi için vazgeçilmez bir şart koymuştu. Eğer sponsorluk istiyorlarsa Niki Lauda'ya 1973 sezonunda Formula 1'de yarışması için bir koltuk vermeleri gerekiyordu.
1973 sezonunda Niki Lauda 15 yarışın 14'ünde start alabildi ve bunların 9'unda yarış dışı kalmıştı. Dolayısıyla kendini gösterebileceği sadece 5 yarış, yani 5 şansı vardı. Buna rağmen 10 yarışta bitiş çizgisine ulaşabilen takım arkadaşı Clay Regazzoni ile aynı puana sahipti. Clay'in iki yarışı altıncı sırada bitirdi. Niki Lauda ise bir yarışı beşinci sırada tamamladı. Bu yarışlardan aldıkları 2'şer puanla sezonu bitirdiler.
1973 sezonu Niki Lauda'nın potansiyelini göstermesi için bir fırsat olmuştu. İlk sezonu olmasına rağmen yeteneğinin küçümsenemeyeceğini göstermişti. Ancak asıl yeteneği ise teknik alandaydı. Araç ayarlamadaki ustalığıyla ön plana çıkıyordu. Yarış içinde de akıllı hamleler ve stratejiler ile farkını yaratıyordu. Daha sonra araç ayarlamadaki ustalığını Ferrari'ye çok iyi tanıttı ve 1974 sezonu için Ferrari ile anlaştı.
Niki Lauda'nın sıradaki mücadelesi ise kendi takımıyla olacaktı. Enzo Ferrari kibirli bir adamdı ve arabasına laf edilmesinden pek hoşlanmazdı. Niki Lauda ise aksine teknik konularda çok yetenekli bir pilot olduğu için araçtaki sorunları çekinmeden söylemeyi ve çözüm önerileri sunmayı tercih ediyordu. 2019 yılında Graham Bensinger ile yaptığı röportajında da bu konuyla alakalı bir anısını anlatmıştı. Bu anı, Ferrari ile çıktığı ilk test sürüşüne aittir. Aracı denediğinde Lauda bir çok problemle karşılaştı. Aracın ağırlık dağılımı berbat olduğu için dengesizdi ve bu sebeple önden kayma sorunu yaşıyordu. Enzo Ferrari'nin yanına döndü. Enzo Ferrari ingilizceyi çok az bildiği için yanında çevirmen olarak oğlu bulunuyordu. Lauda'ya aracın nasıl olduğu sorulduğunda Lauda tereddüt etmeden "Bok gibi" diyerek cevap vermişti. Enzo Ferrari’nin oğlu bu söylediğinin yanlış olduğunu söylese de Lauda "Ama ne yapayım araç bok gibi." diyerek üstelemişti. Enzo Ferrari'nin oğlu Lauda'yı araçtaki sorunları daha kibar söylemesi gerektiğine dair ikna etti. Lauda da orada bir hata yaptığını anlamıştı ve Enzo Ferrari'nin ofisine geçip orada uzun uzun problemleri ve nasıl çözülmesi gerektiğini anlattı. Enzo Ferrari bu kibar yaklaşım karşısında bile sert denilebilecek bir tepki verdi. Lauda'ya önerilerinin uygulandığı takdirde araçla ne kadar hızlanabileceğini sordu ve eğer o kadar hızlanmazsa onu kovacağını söyledi. Neyse ki Lauda çözümleri uyguladığında araç yeteri kadar hızlanmıştı ve Enzo Ferrari'yi memnun etmeyi başarmıştı.
1974 sezonunda Lauda 15 yarışın 2 tanesini kazanarak sezonu 4. sırada tamamladı. Ferrari takımlarda sezonu McLaren’ın arkasında 2. sırada tamamlayarak bir önceki sezona göre muazzam bir ilerleme kaydetmişti. Ayrıca yarışlarda şampiyon olmak için yeterli sonuçları alamamış olsalar da 15 yarışın 10 tanesinde pole pozisyonunu almayı başaran Niki Lauda hem aracın hızı hem de kendi potansiyeli ile ilgili olumlu sinyaller veriyordu. Ayrıca Niki Lauda bu sezon Nurburgring pistinin tur rekorunu da kırmıştı. Tifosi de bu gelişmeler ışığında Ferrari'nin yakında şampiyon olacağını düşünerek geleceğe umutla bakıyordu.
1975 sezonu ise şeytanın bacağının kırıldığı yıldı. Niki Lauda o dönemin en başarılı aracı 312T ile harikalar yaratıyordu. Özellikle sezonun sonlarında vites arttıran ve son yarışları arka arkaya kazanan Niki Lauda, 14 yarışın 9 tanesini kazanarak açık arayla şampiyon oldu. Şampiyon, bu sezonu inanılmaz bir yıl olarak tanımlıyordu. Ferrari’nin de takımlar şampiyonluğunu almasıyla birlikte Niki Lauda artık bir Ferrari efsanesi olmuştu.
1975 yılında Ferrari'nin gerisinde kalan ve 1976 sezonunda zirveye geri dönmek isteyen McLaren'ın kapısını James Hunt çaldı. Niki Lauda'ya karşı rekabet edebilecek tek ismin kendisi olduğuna takımı ikna ederek koltuğu kaptı. Bu gelişmeyle birlikte 1976 sezonunun çok heyecanlı olacağına dair kimsenin şüphesi kalmamıştı. Herkes Formula 1 tarihinin en büyük rekabetlerinden birini görmek için sabırsızlanıyordu.
1976 yılı Niki Lauda için harika başladı. Şampiyonayı açık ara lider götürüyor ve durdurulamaz görünüyordu. James Hunt ise sezonun ilk yarısında aracındaki problemlerle boğuşuyordu. Arızalar sebebiyle ilk 8 yarışın 4 tanesinde bitiş çizgisini görememişti. Diğer 4 yarışın ise 2'sini kazanmıştı. Hala Niki Lauda karşısında rekabet edebilecek bir numaralı isimdi. Ancak her şeye rağmen Lauda yenilmez görünüyordu. Sezonun 10. yarışına kadar böyle devam etmişti.
Sezonun 10. yarışı Almanya'da Nurburgring pistinde yapılacaktı. Nurburgring tarihteki en tehlikeli pistlerden birisiydi. Ağaçların arasında muhteşem bir manzarası olan Nurburgring tehlikeli virajları, inişleri ve çıkışlarıyla her türlü kazaya davetiye çıkarıyordu. Bu sebeple Nurburgring'e yeşil cehennem deniliyordu. Sanki bugün de isminin hakkını vererek yanmayacakmış gibi pist yağmurlarla ıslanıyordu. Ancak Niki Lauda da biliyordu ki yağmur çok büyük tehlikeleri beraberinde getiriyordu.
Niki Lauda yarışı iptal etmek için diğer sürücülerle bir toplantı talep etti. Toplantıda bu kadar tehlikeli bir pistte üstelik yağmur altında yarışmanın ne gibi sonuçlar doğurabileceğini anlattı. Ancak Lauda'nın önerisi oy çokluğuyla reddedildi ve yarış iptal edilmedi. Yağmur dolayısıyla yarış sürprizlere açık hale geliyor ve bütün sürücülere kazanmak ve Lauda'yla aralarındaki puan farkını azaltmak için bir fırsat olarak görülüyordu. Niki Lauda'ysa bu sürprizlerden korkmanın tam aksine en hızlı tur rekoruna sahip olduğu bu pistte farkı daha da açabileceğine inanıyordu. Yağmurun getirebileceği tehlikeleri öngörerek yarışı iptal etmek istemesini korkaklık olarak görenlere de pistte cevabını vermek istiyordu. Ancak yeşil cehennem Lauda'yı yarışın iptal edilmesinin doğru olduğu konusunda haklı çıkaracaktı.
Tehlikeli virajlarda hızla ilerleyen Lauda, bir virajda sola dönerken yağmurda kontrolü kaybetti ve virajın çıkışında sağdaki bariyerlere çarptı. Çarpmanın etkisiyle dönerek hızla sürüklenmeye devam eden araç alev almıştı. Alev topuna dönen araç hızın da etkisiyle metrelerce sürüklendi. Bir süre sonra yolun ortasında ancak durabilen araca bu kez geriden gelen başka bir araç çarptı ve araç biraz daha ileri sürüklendi. Görüntüler herkesi dehşete düşürürken siyah dumanların ve alevlerin arasında Lauda'nın ne durumda olduğunu kimse bilmiyordu.
Niki Lauda alev topunun merkezinde canıyla mücadele halindeydi. Alevlerin içinde ısıdan neredeyse kaskı bile eriyordu. Alevlerin ve siyah dumanların içinde hiçbir şey göremeyen Lauda'nın algıladığı tek şey cehennemin kendisini yakıyor olmasıydı. Can havliyle emniyet kemerini açmaya çalışsa da kazanın etkisiyle emniyet kemeri sıkışmış, Lauda'yı alev topunun içine hapsetmişti.
O esnada Lauda'yı kurtarmaya gelen ekip yangını durdurmaya çalışıyor, alevlerden dolayı kimse araca yaklaşamıyordu. Lauda içeride yaklaşık bir dakika boyunca yandıktan sonra yangını ancak söndürebildiler. Lauda'yı sonunda başarıyla araçtan çıkarıp hastaneye götürdüler. Herkes elinden geleni yapmıştı ve yapmaya devam ediyordu ancak kimsenin umudu yoktu.
Niki Lauda'nın eşi ve ailesi hastanede toplanmışlardı. Herkes kendisini kötü sona hazırlıyordu. Doktorlar da umut vermek bir kenara Lauda'nın öleceğini tahmin ediyorlardı. Hatta ailesi hastaneye rahip bile getirmişlerdi. Ancak Lauda hastanede bu kazaya karşı ilk zaferini kazandı ve gözlerini açtı. Doktorlara ise ilk cümlesi "Rahibe söyleyin siktirsin gitsin! Ben hala yaşıyorum!" olmuştu.
Gözlerini açması, hayatta kalma mücadelesinin ilk zaferiydi ancak mücadelesi henüz bitmemişti. Lauda her şeyi bulanık görüyor, karşısındaki bembeyaz parlayan doktor silüetine bakarak onu dinliyordu. Doktor ise ona ne inanç, ne de cesaret vermiyordu. Lauda doktorun umutsuz konuşmasından çok etkilenmişti. Kafasının büyük bir kısmı, kulakları, akciğeri ve göz bebekleri yanmıştı. Akciğerinde biriken su, karbon ve yanık plastik parçaları ise ölümcüldü. Niki Lauda bu umutsuzluk karşısında verilebilecek en güçlü tepkiyi verdi. "Ben ölmeyeceğim!" diye içinden geçirdi. Ölümcül kazaya ve umutsuz konuşan doktora inat yaşama tutunacaktı. Zihnini sadece iyileşmeye odaklamıştı. Zaten ancak onun zihni böyle zorlu bir tedavi sürecini atlatabilirdi.
Lauda 2019'daki röportajında tedavi sürecinden bahsederken "Çok acı verici ve korkunçtu..." sözleriyle başlamıştı. Hiç de haksız değildi. Tedavi süreci boyunca düzenli olarak ağzından akciğerlerine ulaşan bir hortum sokup vakumlayarak ciğerlerindeki pis suyu çekiyorlardı. Amaç ciğerlerindeki yanıkları ve karbon parçalarını temizlemekti. Bu dayanılmaz acıya katlandıktan sonra Lauda doktorun elini tuttu ve "Bir daha!" dedi. Lauda çok kararlıydı. İyileşecek ve yarışlara geri dönüp şampiyon olacaktı. Doktorlar her ne kadar bunun çok zor ve dayanılmaz olduğunu söyleseler de Lauda'nın ısrarlı isteğini geri çeviremiyorlardı. Düzenli olarak ciğerlerini temizlemeye devam ettiler. Tedavi her ne kadar dayanılmaz olsa da Lauda her şeye dayandı ve mücadelesi inanılmaz sonuçlar veriyordu.
Niki Lauda denildi mi akla her zaman aynı şey gelir. "Tam 42 gün sonra..." diye cümleye başlanır. Herkesin şok içinde söylediği o sayı inanılmaz olsa da gerçektir. Niki Lauda, kazasından tam 42 gün sonra tekrar yarıştı. Bu sadece Formula 1 tarihinin değil, belki de bütün spor tarihinin en büyük geri dönüş hikayesidir. Sadece 42 gün sonra yarışlara dönmesi bir kenara, bu geri dönüşün İtalya'da, hız tapınağı diye adlandırılan Monza pistinde, Ferrari'nin evinde olması ise hikayeyi destansı yapan başka bir olaydır.
Sadece 2 yarış kaçıran Niki Lauda, kendi yokluğunda puan farkının çoğunu eriten James Hunt'ın karşısına, Tifosi'nin önünde çıkacaktı. O gün bütün gözler Lauda'nın, ölümden dönen o insanüstü adamın üstündeydi. Yapabileceklerini herkes merakla bekliyordu. Onun öleceğini düşünen herkes yine içten içe umutsuzca bugün başarısız olacağını ve sonrasında yarış kariyerini noktalayacağını düşünüyordu. Ölmemesi ve 42 gün sonra yarışlara dönmesi mümkün müydü? Bir hayata bu kadar mucize sığar mıydı?
Bütün yarışçılar yerini aldı ve start için hazırlandı. Start verilince bütün araçlar ileriye doğru atıldı. Ancak Lauda çok kötü bir başlangıç yapmıştı. Berbat bir start aldı ve sürekli geçiliyordu. O iyice geri düşerken herkesin inancı da kırılmıştı, ancak Lauda'nın değil.
Yarışa kötü başlayan Niki Lauda daha sonra toparlamaya başladı. Bu kez diğerleri tek tek Lauda'ya geçiliyordu. Bir geri dönüş de pist üstünde yapıyordu. Gerilere düştüğü yarışı 4. sırada bitirerek destan yazmıştı. James Hunt da aracında yaşadığı arıza nedeniyle bitiş çizgisini göremedi.
Böyle bir geri dönüşün hikayesi yazılsa, tiyatrosu oynansa veya filmi çekilse "O kadar da olmaz ama film ya işte..." gibi tepkiler veririz. Böyle bir senaryo asla inandırıcı gelmez. Ancak bu inanılmaz da olsa gerçek ve yaşanmış bir hikayeydi. Lauda İtalya yarışıyla birlikte yarışlara geri dönmüştü ve kazanın etkisiyle performansı düşmüş de olsa çok iyi sonuçlar alıyordu. Sezonun ilk yarısında aracının arızaları nedeniyle gerilerde kalan James Hunt ise problemi halletmiş görünüyordu ve yarışları kazanmaya başlamıştı. Lauda ile arasındaki farkı erittikçe eritiyordu. Dolayısıyla şampiyonluk son yarışa kalmıştı.
1976 Japonya GP'si, sezonun şampiyonunu belirleyecekti. Adaylar James Hunt ve Niki Lauda'ydı. Puan tablosunda önde olduğu için, son şampiyon Lauda favoriydi. Ferrari'yi üst üste ikinci kez zafere taşıması bekleniyordu. Ancak bu kez zafere taşıyamayacaktı.
Fuji pisti sırılsıklamdı. Japonya'ya bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Yarış başladıktan birkaç tur sonra Lauda pite girerek yarıştan çekildi. Lauda o anlardan bahsederken "Hayatımda yalnızca bir kez korktum, Fuji'de..." diyordu.
Yağmur Lauda'nın travmalarını tetikleyip onu yarış dışı bırakırken James Hunt için ise büyük bir şans doğuyordu. Zira yarışı 3. sırada bitirmesi 1 puan farkla şampiyon olması için yeterli olacaktı. Hunt için de zorlu bir mücadeleydi. Lauda'nın yaşadığı kazayı yaşamasalar da bütün sürücüler onun yüzündeki yanık izlerinden yaşadığı her şeyi görebiliyorlardı. Mekanikerler her yarıştan sonra yüzüne yapışan sargıları acı içinde bağırarak çıkardığını söylüyorlardı. Böyle şeylere şahit olan sürücülerin Fuji'de Lauda gibi yarıştan çekilmemeleri büyük bir cesaret istiyordu.
James Hunt da cesaretle yarışa devam etti ve cesaretinin meyvesini aldı. İlk başta yarışı 4. bitirdiği gözükmesine ve Lauda'nın şampiyon ilan edilmesine rağmen bir yanlışlık olduğu ortaya çıktı ve Hunt'ın yarışı 3. sırada bitirdiği onaylandı. Dolayısıyla Niki Lauda kaybetmişti.
Ferrari takımı için bu büyük bir olaydı. Sürücüler şampiyonluğunu o dönemki en büyük rakipleri McLaren'a kaptırmışlardı. Enzo Ferrari yenilgiden nefret eden bir adamdı. Niki Lauda'yı yeni bir mücadele bekliyordu. Bu kez takım içi krizlerle mücadele ederek şampiyonluk için savaşması gerekecekti.
Bazı basın mensupları kazadan beridir zaten Niki Lauda ile uğraşıyordu. Hatta kazadan sonraki ilk yarışının öncesindeki basın toplantısında "Yüzünün yeni halini eşin görünce ne tepki verdi?" sorusu sorulunca Lauda küfür ederek basın toplantısını terk etmişti. Şimdi de onunla uğraşmaya aynı şekilde devam ediyorlardı. Fuji'de yarıştan çekildiği için onu korkaklıkla suçluyorlardı.
Enzo Ferrari bu söylemlere biraz fazla kulak asmıştı. Ona göre Lauda bir korkaktı. Kazanın bıraktığı travma sebebiyle ürkerek yarıştan kaçmış ve şampiyonluktan olmuştu. O artık bir şampiyon değildi. Bir daha şampiyon olamazdı. Şampiyonluk cesaret isterdi. V12 motora sahip muazzam yer uçaklarıyla hızla virajları dönerken kafanızda dikkatinizi dağıtan ölüm korkusu sizi şampiyonluktan edebilirdi. Dolayısıyla Enzo Ferrari bir karar verdi ve Niki Lauda'yla artık devam etmeyeceğini Lauda'ya bildirdi.
Niki Lauda ise aynı fikirde değildi. Kazayı tamamen atlatmıştı ve artık 1977 sezonu için hazırdı. Enzo Ferrari'yi hala yarışabileceğine ikna etmek için çok çaba harcadı. Enzo Ferrari ise Lauda'ya hiç inanmıyordu. Sonunda Lauda'ya ikinci pilot olmayı teklif ederek ona koltuk vermeyi kabul etti. Lauda ise bu davranışın inançsızlığın eseri olduğunu biliyordu. Ancak yarışmaya devam etmesinin tek şansı ikinci pilot olmayı kabul etmekti. Mecburen bu teklifi kabul etti.
1977 sezonundan bahsediyoruz. Çok eski zamanlardan. Günümüzde Formula 1 izleyen hayranların bir şeyleri biraz hayal etmesi gerekiyor. Şimdiki sezonlarda ikinci pilot olmakla o yıllarda ikinci pilot olmak aynı şey değildir. O yıllardaki teknoloji ile bizim zamanımızdaki teknoloji arasında devasa bir fark var. Bu da demek oluyordu ki Lauda'nın aracı daha geç üretilecek, daha az test etme şansı olacak ve güncellemeler daha geç gelecekti. Söz konusu Lauda'nın aracı olduğunda fabrika hep geriden gelecekti. Lauda'nın mücadele ederek yenmesi gereken ilk şey bu durumdu.
Lauda 1977 sezonuna harika başladı. Bir çok Formula 1 hayranına göre 1977 sezonundaki Lauda, kaza öncesi Lauda'dan çok daha farklıydı. Her deneyim ve kayıp onu daha da olgunlaştırmış, yaşadığı her korku da onu daha korkusuz hale getirmişti. Zamanla performansı sayesinde fabrikadaki mühendisleri kendi etrafında toplamaya başlamıştı. Öyle bir performans gösteriyordu ki herkes "Eğer Ferrari şampiyon olacaksa Lauda yapacaktır." diyordu. Sezon 17 yarış sürmüştü. İlk 15 yarışı inceleyecek olursak Lauda bu yarışların 2 tanesinde yarış dışı kalmış, bir tanesinde ise hiç başlayamamıştı. Aracındaki sorunlardan kaynaklı bu yarışların dışında 1 kez 5. sırada, 1 kez ise 4. sırada bitirmişti. 10 yarışta ise ilk 3'e girerek podyum yapmıştı. Bu 15 yarışın sonunda şampiyonluğunu ilan eden Lauda, Enzo Ferrari'ye rest çekercesine son 2 yarışa katılmamaya ve Ferrari'den ayrılmaya karar verdi. Enzo Ferrari'nin basına ve söylemlere takılı kaldığı için iyi yönetemediği bu kriz, Niki Lauda'yı kaybetmelerine yol açmıştı.
Ferrari ve Lauda'nın yolları ayrıldıktan sonra Ferrari bir süre Lauda'nın üstünde çok katkısı olan 312T aracının farklı versiyonlarıyla kazanmaya devam etti. 1979 yılında ise son kez sürücüler şampiyonluğunu aldı. Daha sonra ise 2000 yılına kadar sürecek bir şampiyonluk hasreti çekecekti.
Lauda ise birkaç yıl Brabham takımında yarışmaya devam ettikten sonra 1979 sezonu sonunda emekli oldu. Daha sonra tekrar Formula 1'e bu kez McLaren takımıyla dönen Niki Lauda 1984'te üçüncü ve son şampiyonluğunu kazandı. Sürücülük dışında da hayatı hep mücadelelerle geçti. Lauda Airlines uçağının yaptığı bir uçak kazası yüzünden yıllarca kendi şirketini aklamak için çalıştı. Sonunda başarıyla akladıktan sonra şirketini ise sattı. Son mücadelesini ise Mercedes takımında fahri başkan olarak vermişti. Özellikle Hamilton'ın Mercedes'e gelmesinde ve arka arkaya şampiyonluklar kazanmasında büyük rolü olmuştu.
2019 yılında hayatını kaybeden Lauda, bizlere ilham verici hayat hikayesini ve unutulmayacak sözlerini miras bıraktı. Onun 2016 yılındaki ödül töreni konuşmasında söylediği sözlerle bu yazıyı bitirmenin en güzeli olacağına inanıyorum.
"Şu anda karşımda bir sürü insan duruyor. Kazananlar ve kaybedenler... Ben aldığım bu ödülü kaybedenlere adıyorum. Çünkü size kendi tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki kaybettiğimde kazandığım zamanlardan fazlasını öğrendim."















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder